
Nihayet bahar..
Ben çok da şikayetçi değildim serin havalardan, hatta bu yıl alerjinin şiddetine dayanamayıp iğne yemek zorunda kaldığım için serinliği ve yağmuru tercih eder haldeydim. Yine de güneşli ılık günler insana bambaşka bir enerji veriyor.
Ama bahara ve içimdeki inanılmaz heyecana rağmen bugünlerde garip hallerdeyim dostlar..
Tüm evlilik hazırlıklarının benzer süreçlerden geçtiğini, bunu yaşayan ne ilk ne de son kişi olduğumu, eninde sonunda geçeceğini, ve hatta bu sürecin gayet de keyifli olabileceğini bilsem bile; olur olmaz herşeye endişelenen, herşeyi kafasına takan, sebepsiz yere huzursuzlanan biri oldum son günlerde... Duygusallık zaten dizboyu.. Üstelik, çok şükür herşey yolunda gidiyor. Yukarıdan bir el uzanıyor sanki bize, attığımız her adımda.. Buna rağmen kimi zaman kendimi oturmuş olabilecek aksilikleri düşünürken buluyorum. Bana herşeyin harika olacağı ne kadar çok söylenirse o kadar rahatlıyorum. Normal mi tüm bunlar?
Çin böreğini Filiz annem yapmıştı, onlara gittiğimde. Öyle de güzel olmuştu ki. Annelerden yana şanslıyım, ikisi de çok becerikli:) Tarifini aldım hemen böreğin, adını çok duysam da kendisini ilk tadışım oldu bu. Aslında yağda kızartılır ve pırasalı bir içle yapılırmış, annemin yaptığında ise peynir ve maydanozlu bir iç vardı ve hafif olması için fırında pişmişti, böyle de güzeldi. Sıcak sıcak, çayla birlikte harika oluyorlar.. Üstlerindeki galeta unu sayesinde de çıtır çıtır börekler bunlar. Ben kendim denediğimde pırasalı iç ile deneyeceğim.
Tarifini alırken yine zorlandım, hiçbir şeyin ölçüsü yoktu:) Ama zaten göz kararı da yapılabilecek, kolay bir börek.. Daha önce bu tür börekler yapan herkes az çok malzeme miktarını tahmin edebilir diye düşündüğüm için yazıyorum. Kendim denediğimde ölçerek yapar ve düzeltirim.
Malzemeler:
(16 börek için)
- 4 adet yufka
- Eritilmiş tereyağı + sıvıyağ karışımı
- Süt
- 1 yumurta
- Galeta unu
İç malzeme:
- Lor + maydanoz + kırmızı toz biber karışımı
ya da
- Pırasa + havuç karışımı*
Yapılışı:
1. Her yufkayı 4'e bölerek 16 parça yufka elde edin.
2. Her parça yufkanın üzerine fırçayla önce 1 kaşık süt ve 1 kaşık tereyağı + sıvıyağ karışımı sürün. Daha sonra iç malzemeden koyup dikdörtgen şekilde katlayın.
3. Hazırladığınız börekleri yağlı kağıt serili fırın tepsisine sıralayın, üstlerine fırçayla çırpılmış yumurtayı sürün. Ardından bolca galeta unu serpin.
4. Önceden 175 derece ısınmış fırında, üstleri güzelce kızarana kadar pişirin (ben kendi fırınımda bunu 200 derece olarak düşünüyorum).
* Pırasalı iç hazırlamak için, bir miktar sıvıyağda ince kıyılmış pırasayı soteleyin. Ocağı kapattıktan sonra rendelenmiş havuç ekleyip karıştırın. Tuz ve karabiberle tatlandırın.
Cuma, Mayıs 16, 2008
Çin Böreği
Gönderen Sibel zaman: Cuma, Mayıs 16, 2008 12 yorum
Çarşamba, Mayıs 07, 2008
Limonlu Üzümlü Kek

Duyarlılıklar üzerine düşünüyorum bugün..
Küçük şeyler..
Sevdiğimiz insanlar için yaptığımız küçük şeyler..
Kendimiz için yaptığımız, ama itiraf edelim, kendimize sıra gelince hep ihmal ettiğimiz küçük şeyler..
"Aslında biz hiç kimse için birşey yapmayız tatlım" dedi bugün, çok sevdiğim bir ablam, "hepimiz kendimiz için yaparız ne yaparsak..." Öyle galiba gerçekten.. yaptığımız herşey gün gelip yine bize dönüyor..
Bugünlerde kendime küçük incelikler armağan etmek istiyorum..
Hiçbir şeyi yapmak zorunda olmadığıma kendimi ikna ettikten sonra..
Herşeyi "seçtiğimi" anladıktan sonra..
Küçük vakitler armağan etmek kendime, ne istersem onu yapabileceğim.
Akşamları yeni yeni kendimi kaptırdığım Lost'u izlemek (hem de kaç bölüm izleyebiliyorsam o kadar, uyumak "zorunda" da olmadan), biriken kitaplarımı / dergilerimi okumak, daha fazla mutfakta olmak, ve sık sık -nedense- Beyoğlu'nda yürümek istiyorum en fazla.. Kaçırdığım güzelliklerin ve yakaladıklarımın / yakalayacaklarımın bilinciyle, hiçbir şeye üzülmeden yürümek istiyorum sevdiğim küçücük sokaklarda..
Geçen zaman, güle güle..
Gelen gün, hoşgeldin..
diyerek.
Bu da incelikler üzerine bir tarif olsun. Filiz annemin ellerinden, limonlu üzümlü kek.. Sevgiyle yapılmış, özenle ikram edilmiş.. Limon kokusu hala burnumda.. Kalan dilimler de dondurucumda! Belki acıkılırsa bir geceyarısı, bir bardak süte eşlik ederler...
Filiz anne de göz kararı kek yapan annelerden olduğu için ölçüleri alırken biraz zorlandım. Ama tarif oldukça kolay aslında. İlk fırsatta "Fırat öyle sever" diyerek tavsiye ettiği gibi, hamurun yarısına kakao ekleyerek deneyeceğim.
Malzemeler:
- 1,5 su bardağı toz şeker
- 2 yumurta
- 2 yemek kaşığı yoğurt, üzerine 1 su bardağını tamamlayacak kadar süt
- 1 su bardağından 1 parmak eksik sıvıyağ
- 1 limonun rendelenmiş kabukları
- 1/2 limon suyu
- 2 çay kaşığı karbonat
- 2 avuç kuru üzüm
- Akıcı bir kek hamuru olacak kadar un
Yapılışı:
1. Önce yumurtalarla şekeri mikserle en az 5-6 dk çırpın. Üzerine yoğurt süt karışımını ve sıvıyağı ekleyip tekrar çırpın.
2. Limon suyunda karbonatı eritip hamura ekleyin. Limon kabuklarını da ekleyin.
3. Aldığı kadar unla hamuru tamamladıktan sonra üzümleri una bulayarak hamura ilave edin.
4. Önceden ısıtılmış 150 derece fırında 45 dk kadar pişirin. (Ben kendi fırınıma göre bunu 160 derece olarak ayarlayacağım).
İncelikler güzeldir.
Sevdiğiniz insanlar için yaptığınızda da, kendiniz için yaptığınızda da, size yapıldığında da güzeldir.
İnanın, hepsi eşit derecede güzeldir...
Gönderen Sibel zaman: Çarşamba, Mayıs 07, 2008 20 yorum
Cumartesi, Nisan 26, 2008
Birikenler...
Gri bir haftasonu..
Bahar, bir müddet sonra tekrar gelmek üzere yerini kışa bıraktı kısa bir süreliğine. Gerçi bahar bile bitmiş, yaz gelmişti adeta ama çok erkendi.. İşte yine hava soğuk derecesinde serin. Kahve makinesinin düğmesine bastıktan sonra artık yazmalıyım diyerek bilgisayar başına oturdum. Doğrusunu söylemek gerekirse; o kadar güzel, öyle içten yorumlar geldi ki sizden son yazıdan sonra, bir müddet güncellemek istemedim. Sonraki günlerde de fırsat olmadı bir şeyler karalamak, son fotoğrafları yüklemek için.
Biraz “ordan burdan” bir yazı olacak, ama birikenleri paylaşmanın başka bir yolu yok sanırım:)


Mor salkımları tam 7 sene sonra bu bahar açmış, çok değerlilermiş..
Bakraç içindeki unutma beni çiçeği.. Pek minik, pek güzel..
Bu saksıda yan yana açmış sarı şakayıklara da Sibel & Fırat adını verdim. Şımardım mı ne:)

Bu nasıl bir güzellik böyle, bakar mısınız? Hangisi daha güzel, karar veremedim ben..Alerjimin izin verdiği ölçüde bahçede dolaştım, bol bol fotoğraf çektim, ama havayı fazla koklayamadım... Sanırım yine katkı maddeli şeyler yiyorum diyerek kendime kızdım, zira uzun süredir böyle şiddetli bahar alerjisi olmamıştım... Detoksa ihtiyacım var aslında biliyorum ama hep erteliyorum. Daha fazla ertelememeliyim..

Bahçenin fotoğrafları bitmez..
Büyümüş, daha da güzelleşmişti kuşum. Teyzesine pozlar verdi, maviş gözleriyle objektife bakıp kıpırdama İrem deyince duruyordu:)

Teyzesinin ot sevdasının İrem'de de olacağı bir kehanet olmasa gerek! Otların arasında öyle mutluydu ki miniğim. Anneannesi hardal otlarını ayıklarken o kimisini oyuncak yaptı, kiminin tadına baktı.

Otların ayıklanması bittikten sonra da anneannesiyle sarmaş dolaş oldular. Teyzesi de dayanamayıp fotoğrafladı onların bu halini. Anneciği çalışmak zorunda olduğu için 8 aylık kuşum anneannesiyle geçiriyor günlerini...
Ot demişken; Aydın'da pazar gezme şansım da oldu. Kucağımda İrem olduğu için çok fazla bakınamadım ama gördüğüm tezgahlar yılın ilk domatesleri, bahar sebzeleri-meyveleri ve otlarla doluydu. Hardalotunu salata yaptık, arapsaçı valizimde benimle İstanbul'a geldi (sonra da köy yumurtalarıyla birlikte kavruldu), bir de sarmaşık yemek kısmet oldu. Acıot da dedikleri, ancak benim gibi otseverlerin severek yiyebileceği, buruk bir ot sarmaşık. Annem yoğurtsuz sever bu otu, yoğurtsuz da güzel olur zaten, ama ben Aydın'da has süzme yoğurt bulmuşken onunla yedim tabi:)

Annem nohut mayalı ekmek yapmıştı, hem orda yedim, hem de gelirken koca bir tanesini getirdim. 40 dilim çıktı o koca ekmekten, buzluğa attım 4 poşet halinde. Bakla getirdim sonra, nasıl taze, nasıl lezzetliydi.. İki sefer pişirdim onu da, tadı hala damağımda.. Köy yumurtaları getirdim hiçbirini kırmadan, bir koca pet içinde de halis sızma.. Marketten almak zorunda kalmıştım en son, canım sıkılmıştı!

Başta dediğim gibi, ordan burdan oldu bu yazı.
Umarım çok fazla ara vermeden yazabilirim tekrar, çünkü bugünlerde telaşlıyız, düğüne fazla bir zaman yok.. Gelinlik provaları, hazırlanması gereken ama henüz nasıl olacağına karar verilememiş nikah şekerleri, davetiye listesi... İlgilenmemiz gereken öyle çok detay var ki bazen düşünmekten bile yoruluyorum, bir an önce bitsin istiyorum. Bir an önce bitsin ve kendimizi deniz kenarında, rakı sofrasında bulalım bir gün batımında!..
.. ama öyle hemen kolayca erişilmiyor güzelliklere, biraz yorulacağız elbet.
Gönderen Sibel zaman: Cumartesi, Nisan 26, 2008 21 yorum
Pazartesi, Nisan 14, 2008
Taçlandık...
İzmir’e gidecek bir otobüsün gece yolcularıydık..
“Ayrılıkların da sonu var” demişti İlhan İrem, İzmir’deydi buluşmamız bu kez, gidecektik yüreklerimizi kanatlandırıp…
Geceyarısına doğru buluştuk, görür görmez tanıdım onu, Sevecen’di..
Ertesi gün, konser öncesi dostlarımızla, -daha o zamandan dostum olacaklarını anladığım dostlarımızla- tarifsizdi paylaşımlarımız.. İlhan İrem şarkıları, bir şişe Şiraz, ve.…
…. konserde elimizi tuttu Üstad… İlk onun elini, sonra benim elimi.. usulca birleştirdi bizi, henüz biz bile bilmeden belki..
Ve.. “taçlandık” 12 Nisan gecesi..
Nişan gecemizde parmaklarımıza takılan yüzükler, sonsuza giden bir yolun küçük simgeleri sadece.. yolumuz uzun…
Şimdi yüreklerimizin sonsuza açılmış kanatları, incecik bir tül gibi örtüyor yaşanılan anları..
ve "hayallerimin sedef kapısını açınca", içimde bir şarkı çalıyor..
“gül kokulu çeyiz sandığı…”
Gönderen Sibel zaman: Pazartesi, Nisan 14, 2008 103 yorum
Cumartesi, Nisan 05, 2008
Mine Flora'nın sabunları..
Paketten çıkan, her biri özenle ambalajlanmış doğal sabunlar, okurum olmasından sevinç duyduğum Mine hanım’ın emeğiydi. Öyle mutlu oldum ki bu sevimli sabunları koklarken, broşürden içeriklerini ve kullanımlarını okurken..
Kahveli sabun tahta sabunluğu ile birlikte mutfağa konacak, bebek sabunu ve ipekli sabun ile yüzümü yıkayacağım, lavantalı ve sütlü olanlar banyoda kullanılacak.. bazıları da dekorasyon olacak, çünkü kullanmaya kıyamayacağım!
Mine hanım'a tekrar çok teşekkür ediyorum bu güzel armağanları ve içtenliği için. Sevdiği işi yapan ve paylaşmayı seven insanlar sayesinde güzel bu hayat, bir kez daha inandım.
Gönderen Sibel zaman: Cumartesi, Nisan 05, 2008 15 yorum





